Forumkanka.net
 

Geri Git   Forumkanka.net > SOSYAL ALAN > Kişisel Alanımız > Sayfanız

Sayfanız Şahsınıza ait olacak sayfa ve günlüklerin yeri


Börü Tonga'nın Otağı

Şahsınıza ait olacak sayfa ve günlüklerin yeri


Etiketlenen üyelerin listesi

Like Tree14Beğeniler

Yeni Konu aç Cevapla  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 1 hafta önce   #221
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

İyi olanlarını konu da açıyorum la



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 1 hafta önce   #222
AK Gandalf
Image and video hosting by TinyPic
 #AKwanted - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.Temmuz.2018
Üye No: 15
Mesajlar: 190
Konular: 25
Nereden: Anadolu Bölge Başkanlığı
Cinsiyet: Bay
İlişki: Evli
Beğeniler: 27
REP Puanı : 10
@#AKwanted
Standart

CHP zihniyeti hep bunlar..



#AKwanted isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 1 hafta önce   #223
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

Benim zihniyetimin partisi yok



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 1 hafta önce   #224
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

Sevr Antlaşması, Neden En Başından Beri Ölü Doğan Bir Antlaşmaydı?
I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında 10 Ağustos 1920'de Sevr banliyösünde imzalanan antlaşma, neyse ki yürürlüğe girmemişti.

nüfuz bölgeleri ile asıl sınırları karıştıranların çok olduğu bir antlaşmadır sevr. 10 ağustos 1920'de imzalanmış antlaşmanın asıl haritası olan bu haritada görüyoruz ki;



1) wilson tarafından belirlenen sınırlarla gereksizce büyütülmüş bir ermenistan.

2) fırat ırmağının doğusunda, ermenistan-fransa ve ingiliz manda bölgeleri-iran tarafından çevrili olan, uygulandığı taktirde musul vilayetinin de dahil edileceği kürt özerk bölgesi (isterlerse 1 sene sonra bağımsız).

3) adana ceyhan'dan başlayıp ağırlıkla düz şekilde gidip iran'da biten osmanlı güney sınırı.

4) sadece akhisar'a kadar uzanan yunanistan izmir'i.

5) askerin bulundurulamayacağı (!) kocaman bir marmara ve istanbul'un dışından başlayan yunan sınırı.

bu antlaşmanın ölü doğacağı baştan belliydi.


gerçekçi sebeplerine gelirsek
1) 1918 mondros ateşkesi ile osmanlı ordusunun silah bırakması gerekirken 1920 ağustos'unda bile ateşkesin yapılamaması. kazım karabekir'in komuta ettiği 15. kolordu dağıtılmamış; aksine ermenilere nazaran çok hazır durumdaydı. ağustos'ta başlayan çatışmalar eylül 20'sinde mustafa kemal'in emriyle kazım karabekir'in taaruzuyla şiddetlenmiş, 15. kolordu yerevan'a yürüme hazırlığı yaparken 18 kasım'da ateşkes yapılmıştı. ateşkesten 11 gün sonra sovyetler saldırıya geçmiş, ermeniler için çok ağır olan gümrü antlaşması (örneğin ordunun sadece 1500 kişiyle sınırlandırılması) yerevan'ın türkler tarafından ele geçmemesi için 2 aralık 1920'de imzalanmış, akabinde 4 aralık'ta yerevan sovyetlere geçmişti.

aynı senaryo bundan tam 21 sene sonra nazi almanya'sının 1 eylül'de saldırdığı polonya'ya sovyetlerin 17 gün sonra saldırıp polonya'yı el bebek gül bebek işgal etmesinde olacaktı.

işgal gerçekleşirken ne sovyetlerin, ne de itilaf devletlerinin protesto etmemesi ilginçtir. ingilizlerin ırak'ta isyan bastırmaya uğraştmaları, çetelerin güneyde fransız kuvvetlerini dar etmesi, italyanların korkak tavırları ve ermenilerin 15. kolorduyu küçümsemesi ermeniler için ağır olmuştur.

2) kürtlere sevr'de otonomi ve 1 sene sonra bağımsız imkanı verilmesine rağmen güneyde fransız kuvvetlerine bağlı ermeni tugayları ve kuzeylerinde intikam almayı bekleyen potansiyel büyük ermenistan yüzünden halihazırda mevcut ve hazır bulunan silahlı aşiretler şubat 1920'de ilk büyük kalkışmayla maraş'ı kurtarır. ardından urfa nisan 1920'de kurtulur. nisan 1920'de antep'te başlayan çatışmalar şubat 1921'de biter.

3) sarpa saracaklarını anlayan itilaf devletleri sevr antlaşmasının revize edilmesi için ocak 1921'de çağrıda bulunur. ankara hükümeti ilkte teklifi reddeder ve savaşmaya devam eder. ankara'nın sonradan konferansa gitmesinin tek sebepi konferansta tanınmaktır.

4) yunanistan saçma sapan bir halt yiyerek işgalde ilerlemeye başlamış ve gereğinden fazla alanı işgal etmişti. her ne kadar yunanistan kuvvetleri daha üstün olsa da ankara hükümetinin kurmayları osmanlı geleneğinden gelen, o zamanlara göre çok iyi yetiştirilmiş bir kadroydu. o kadro ve halkın üstün çabasıyla yunanlılar ters düz edilmiş ve kısa sürede izmir'e varılmıştı.

5) eğer ki ankara hükümeti olmasaydı ve antlaşma uygulansaydı olabilecek senaryolardan biri büyük ermenistan'ın ve kürdistan'ın sovyetler tarafından bizzat ilhaki, belki anadolu ve boğazların da sovyetler tarafından ilhak edilmesidir. bu durumda itilaf devletleri dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olacaktı. bağımsız bir türkiye, sovyet güdümündeki bir minor asia'dan çok daha mantıklıydı.


genel özet geçecek olursak
2 senedir ateşkese rağmen silah bırakmayan birlikler varken, yunanistan'a bir trakya ile izmir verirken ermenistan'a kocaman doğuyu bırakan vizyonsuz itilaf devletlerinin aymazlığı varken o antlaşma bir şekilde paçavra olacaktı. ankara hükümetinin gerçekçi ve akılcı planlamaları, iç savaştan yeni çıksa da rusya'yı kontrol altına alabilmiş, potansiyel müttefik olunabilecek sovyetlerle önceden diyalog kurarak bir büyük gücün ankara'nın yanına çekilmesiyle bu süreç daha da kısalmış ve daha iyi şartla lozan antlaşması imzalanmıştır. yunan'a atılan mermilerin yarısının sovyetlerden geldiği hesaba katılınca ve kafkaslarda onca sene süren savaş sonrasında bile dengenin iki devlet sayesinde kurulabilmesi, savaş sırasındaki bu dostluğun ne kadar önemli olduğunu kanıtlamaktadır.



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 1 hafta önce   #225
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

95 Yıl Önce Bugün İmzaladığımız Lozan Barış Antlaşması Neden Hezimet Olarak Görülemez?
24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, TBMM temsilcileriyle Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Leman gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace'ta imzalanan ve bugünlerde yeniden gündeme gelen Lozan Antlaşması neden hezimet olarak görülemez?



lozan anlaşmasına "hezimet" diyen kişilerin tarih bilgilerini orta 3 tarih kitapları yerine daha objektif kaynaklardan edinmelerinin zamanı gelmiştir;

buyrun lozan görüşmelerine otururken türkiye'nin durumunu görelim
1) sakarya savaşı'ndan sonra çıkarılan kanunlardan sonra halkın insan ve malzeme gücü afyon bölgesine yığılmış ve bu bölgeden yapılan taarruzla saldırıyı beklemeyen yunan ordusu üçe bölünmüş ve imha edilmiştir, ege bölgesi temizlenmiştir,çanakkale'de ingiliz askerleri ile karşı karşıya gelinmiştir.

2) güney cephesinde fransızlar çekilmiş, musul bölgesinde ingiliz işgaliyle sınır komşusu olunmuştur.


3) istanbul, boğazlar, bütün trakya bölgesi yunan, ingiliz,italyan ve fransız kuvvetlerinin işgali altındadır. yani anadolu'nun son gücü sayesinde yunan askeri yurttan atılmış ve büyük işgal devletleriyle sınır oluşturulmuştur.

bu şartlardan sonra doğru dürüst çatışma bile olmadan yurttaki bütün müttefik kuvvetler çıkarılmış, istanbul geri alınmış, doğu trakya geri alınmış,k aputılasyonlar (ki osmanlı'nın çöküşünün ana nedenlerindendir) kaldırılmış, gayrimüslimlere ve yabancılara tanınmış haklar kaldırılmış, üniter devlet yapısı sağlanmıştır.


şimdi gelelim "hezimet senaryosu"nun yanlışlarına
ayağında çorapları ve elinde sovyetlerin verdiği eski tüfeklerle savaşan birkaç anadolu gencinin musul'a,batı trakya'ya saldırabileceğini düşünmek hangi aklın eseridir. istenen topraklar o günün en kuvvetli devleti ve onun yenilmez ordusu tarafından korunurken o günün en zeki devlet adamlarının bizim dedelerimiz ölmesin diye diplomasiyi kullanmalarını basiretsizlik olarak adlandırmak nasıl bir nankörlüğün sonucudur. yunan adaları dediğimiz adaların o dönemde italya egemenliğinde olduğunu bilmemek cahilliktir, onu geçiyorum, donanması bile olmayan 1922 ordusu için hala "atina'ya, selanik'e yürümediler" diye sayıklamak yayılmacılık değil de nedir?

birinci dünya savaşı boyunca osmanlı ordusunun en büyük kayıplarını verdiği arabistan'ı, ingiliz işgali altındayklen bile hala kendi toprağın olarak görmek, "saldırsaydık 15 dakikada musul'daydık" yalanları ile kendini uyutmak cahilliktir; ingiltere için arabistan'ın önemini şöyle ifade edebiliriz, kanal savaşları sırasında alacakları birkaç metrelik toprak için umutsuz şekilde saldıran türk güçlerini durdurmak için asya kıtasında kullanılan ilk tanklar ingilizler tarafından getirilmiştir ve ingiltere'nin en büyük asker yığınağı arabistan bölgesine yapılmıştır.

atatürk bütün kurtuluş savaşı sırasında ingiltere ile çatışmaya girmekten bilerek ve zekice kaçınmıştır, aslında dünyanın en büyük ordusuna ve donanmasına sahip modern silahlar ile donatılmış bir ülkeye saldırmamak çok büyük bir zekanın eseri olmasa gerek, düşünebilen her insan bu sonuca ulaşacaktır.

son olarak
hala tek taraflı gümrük birliği adı altında türkiyeye kabul ettirilmeye çalışılan kaputılasyonların kaldırılması en büyük zaferdir, türkiye ekonomik bağımsızlığını kazanmıştır.

bu sonuçlara rağmen hala lozan hezimettir diye sayıklayan kahraman türk gençlerini sınırımızdan birkaç yüz kilometre ötede bulunan musul ve kerkük'e davet ediyorum, durum pek değişmedi yine dünyanın en kuvvetli ülkesi tarafından işgal edilmiş durumdalar, buyrun gidin alin musul'u, ne de olsa bir türk dünyaya bedeldir.



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 5 Gün önce   #226
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

Japonların Gözünde Tanrıdan Farksız Olan Efsane İmparator: Hirohito
1926'dan, öldüğü sene olan 1989'a kadar tam 63 yıl boyunca Japonya'yı yöneten 124. Japon İmparatoru Hirohito'ya dair bilinmesi gerekenler.


japonya'nın 124. imparatoruydu, hirohito. japon tanrısı olması anlamıyla belki de son imparatordu. ve japonlarca tanrı kabul edilen bu adamla konuşulamaz, dokunulamaz, gözlerinin içine bakılamazdı. 2. dünya savaşını kaybeden, milyonlarca kayıp veren japonlar, savaşın sonunda amerikalılar kapılarına devasa güçlerle, atom bombalarıyla, kitle imha silahlarıyla dayanmışken teslim olmadılar. çünkü tek bir şartları vardı. hepimizi öldürmeden önce imparatorluk ailesine dokunamaz ya da yargılayamazsınız!...

hakkında çok fazla bilgi bulunmayan bir adamdı hirohito. japon prensleri içinde avrupa seyahatine çıkan, japonya dışına çıkan ilk kişiydi. iyi eğitim almıştı. onun imparatorluğu döneminde japonya asya'da büyük bir güç, dev bir imparatorluk haline gelmişti. yetkileri sınırsızdı. her sözü tanrı kelamı kabul edilirdi.enerji kaynaklarının yetersizliği ve militarizmin, kibrin şiddetli yükselişi japonya'yı 40'lı yılların başlarında bir savaşa doğru itiyordu. o savaş ki hem japonya, hem de tüm dünya için bedelleri çok ağır olacaktı...

japon imparatorluk ordusu, pearl harbour'da amerikan deniz üssüne ansızın saldırarak savaşa çok hızlı girdi. tıpkı naziler gibi ilk yıllarda ilerlemeleri de çok hızlı oldu. japon ordusundan üst üste zafer haberleri geliyor, amerikan ve ingiliz kuvvetleri, asya'da güneş imparatorluğunun çocukları karşısında devamlı geri çekiliyorlardı...

fakat ilerleyen zaman içerisinde belki bir başka yazının konusu olabilecek teknik sebeplerden ötürü japon ilerlemesi durdu. amerikalıların üstün imalat kapasiteleri, sınırsız ham madde ve insan kaynakları karşısında dayanamaz hale geldiler. amerikan fabrikaları aralıksız olarak uçak, tank ve ağır silahlar üretiyor ve büyük bir hızla cepheye gönderiyorlardı...

savaşın son 2 yılındaki "kamikaze" intihar pilotları hamlesi de japonya'yı kurtaramadı. tersine ellerindeki çok kıymetli ve yerine geri konulamaz, eğitimli pilotları tüketti. müttefik ordusu japonya'nın insanüstü ve inatçı direnişine rağmen japon adalarını birer birer ele geçirip japon ana karasına dayandı. amerikan hesaplamalarına göre japon ana karasını işgal edebilmek müttefiklere 1 ila 1.5 milyon asker kaybına mal olacaktı. çünkü japonlar asla teslim olmuyor, bunu büyük bir onursuzluk sayıyor, ölene kadar savaşıyorlardı. 1.5 milyon amerikan askerinin daha kaybını göze almak amerika için kabul edilemez bir rakamdı...

amerikalılar, savaşlar tarihinin en zalim kararlarından birini aldılar; 3 gün içinde hiroşima ve nagazaki şehirlerine 2 atom bombası atıldı. yüz binlerce sivil, kadın çocuk demeden imha edilmişti. bu korkunç zulmün japonya'yı dize getireceğini, teslime zorlayacağını düşündüler. müttefikler, japonya'dan kayıtsız şartsız bir teslim anlaşması istiyorlardı. ama japonya teslim olmadı. ana karayı savunmak için bütün halkın öleceği gün için hazırlıklara başladılar. japon ana karası korkunç bir ölüm tuzağına dönüşmüştü, müttefikler şaşkın ve çaresizdi...


japon imparatorluk ordusunun bir tek şartı vardı; hiç kimse imparatora dokunamaz, yargılayamaz! japonya'nın bu tek teslim şartı, imparatoru tıpkı avrupa'daki örnekleri gibi (nürnberg mahkemeleri) savaş suçlusu olarak yargılamak ve asmak isteyen müttefikler için büyük bir prestij kaybıydı. ve fakat japonya'nın korkunç direncini hiç bir şekilde kıramayacaklarını anlamışlardı. koşulu kabul ettiler...

büyük intikam hisleriyle japonya'yı işgal eden amerikalılar, başbakan tojo dahil bir çok japon subayı ve ileri gelenini alelacele mahkeme ve kararlarla astılar. ama imparatorluk sarayı teslim olmaz ve yıkılmaz bir iradenin abidesi gibi kapısındaki siyah üniformalı imparator muhafızlarının korumasında ayakta duruyordu...

imparator hirohito, sonrasında halkının yaralarını sarmak ve yabancı baskıları azaltmak adına bir çok taviz verdi. hatta yabancı elçilerle konuşmak ve göz göze gelmeyi bile kabul etti! bazı kibirli amerika'lı komutanlar işgalden sonra bir bahane bulup imparator hirohito'yu da yargılamayı gündeme getirdiler. ama amerika bu girişimi asla göze alamadı. çünkü biliyorlardı ki japonya'nın tanrı kralı'nın bir parmak hareketi 150 milyona yakın japon'u canı pahasına harekete geçirebilirdi!...

hirohito 1989'a kadar, 63 yıl boyunca imparator olarak kaldı. dev kayıplara ve tüm olanlara rağmen japon halkının saygı, sevgi ve desteğini asla kaybetmedi. nereyi ziyaret etse yuz binlerce insan onu görebilmek için toplanırdı. tanrı kral japon ulusunun teslim olmaz iradesi olarak yaşadı ve öldü!...

dip not: japon direnişinin boyutlarını anlayabilmek adına küçük bir örnek vermek gerekirse; sadece iwo jima isimli küçük bir adayı ele geçirmek için amerikalı'lar 7 bin ölü 21. 000 yaralı vermişlerdir. japonya'nın kaybıysa çok ilginçtir: 20. 000 ölü ve "8" esir. yanlış okumadınız "8" esir... amerikalı'lar daha sonra bu sayıyı göz boyamak adına 200 esire çıkartmaya çalışsalarda gerçekler daha sonra açıklanmış, amerika'nın ana kara işgal korkusu artmıştır. küçük bir adada rakam bu olursa japon ana karasında neler yaşanırdı acaba!!...



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 5 Gün önce   #227
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

Thomas Jefferson'ın, Eleştirenleri Neden Cezalandırmadığı Sorusuna Verdiği Efsane Cevap
ABD'nin 3. başkanı Thomas Jefferson'ın (1743-1826), Prusyalı doğabilimci ve kâşif Alexander von Humboldt'a verdiği cevap gördüğünüz üzere tarihe geçmiş.

thomas jefferson amerika birleşik devletleri başkanıyken, alman alexander von humboldt masasının üzerindeki gazeteleri incelerken, thomas jefferson'u hainlikle suçlayan gazetelerden birini bulur.

humboldt: bu iflah olmaz yalanları yazan kişiyi neden astırmıyorsunuz?

jefferson: halkın ahlakının koruyucularını mı asayım? hayır bayım, bunun yerine, bu derecedeki bir istismarı bile kapsayan özgürlüğün ruhunu korumayı tercih ederim. gazeteyi cebinize koyunuz, aziz dostum, sizinle birlikte avrupa'ya taşıyınız ve eğer birinin bu ülkedeki özgürlüğü sorguladığını duyarsanız, ona gazeteyi gösterip, nerede bulduğunuzu da söyleyiniz.

humboldt: peki erdemli insanların bu şekilde lekelenmesi korkunç değil mi?

jefferson: bırakın hareketleri iftiraların karşılığını versin. inanın bana, erdem, iftiranın gölgesi altında çok yatmaz, ve sebep olduğu geçici acı, devlet çalışanlarının prensip ve davranışlarındaki yozlaşmaya karşı getirdiği güvenceye kıyasla çok daha hafiftir. bir kişi halkın güvenini üzerine aldığında, kendisini halkın malı olarak görmelidir.



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 5 Gün önce   #228
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

Orta Çağ Engizisyonunun Korkunç Celladı: Tomas de Torquemada
İspanya kralı V. Ferdinand döneminde görev yapan İspanyol engizisyonu lideri Tomas de Torquemada, tarihin gördüğü korkunç karakterlerden biri.


orta çağ engizisyonunun meşhur celladı domas de torquemada, gençliğinden ölene kadar bu mesleği büyük bir sevgiyle sürdürmüş, ünü kilise dışına taşmış, bazı makamlar ve mevkiler teklif edilmiş ama kabul etmemiştir.

özellikle engisizyonun verdiği işkence edilerek infaz kararlarını büyük bir titizlikle infaz ettiği kayıtlara geçmiştir. öyle ki bir gün bir akrabası bilmem kaç kemiği kırılarak infaz edilmek üzere karşısına geldiğinde titizlikle ne bir eksik ne de bir fazlasını kırmadan o sayıdaki kemiğin üzerinde çalıştığı ve görevini kilise ve yeğenine layık şekilde yerine getirdiği söylenir. aynı zamanda birçok işkence aleti ve tekniğinin mucididir.

cumartesi günleri eğer evinizin bacasından duman yükselmiyorsa, yemek yemiyorsanız, tomas de torquemada'ya göre siz bir "dönme" olabilirsiniz. hristiyan görünen ama aslında yahudi olan biriyseniz de anında kendinizi bir mahkemede bulabilirsiniz. sorgulama sırasında da öyle olmasanız bile anında suçu kabul etseniz, o zaman da san benito giydirilir üzerinize. üstelik de bu giysiyi, hayatınız boyunca giymek zorundasınız. tam manasıyla damgalanıyorsunuz, toplumca dışlanıyorsunuz, kimse sizinle değil iletişim kurmak, sizden tiksiniyor. çünkü siz, büyük engizitörün buyurduğu üzere dinden çıkmış iğrenç bir insansınız. üstelik de itiraf etmiştiniz unuttunuz mu?

1486 yılında başlayan ve ispanya'nın parasız kalması üzerine o dönemde, nereye gittiyse parayı kendinde toplayan yahudiler, ülkede bulunan tüm katolik olmayanlarla beraber tüm ispanya'dan kovulmuşlardır. bu eylemi yapan kişi de bizzat tomas de torquemada'dır. tüm ganimetlerinizi bırakıyorsunuz lütfen o şamdanları almayın rica ederiz. iş birliğiniz için teşekkürler.

ancak diyelim ki evinizde bir hristiyan olmanıza rağmen bir torah bulunduruyorsunuz, yakalandınız, ve doğal olarak ''bu ne lan bi kitap bulundurduk diye dinden mi çıkıyoruz hocaa hişşş aloo'' diyorsunuz. anında işkenceye alınıyorsunuz. iplerle yapılan türlü bağlamalardan geçiriliyor, en garip şekillerde günlerce asılı kalıyorsunuz. olmadıysa türlü türlü aletlerle vücudunuzun çeşitli yerlerine giriş yapıyorlar. acces denied da diyemiyorsunuz. tüm bunlar itiraf etmeniz için de değil, sadece acı çekmeniz için. üstelik itiraf etmediyseniz de auto da fe sizi bekler.

tomas de torquemada, o günlerde almanya'da malleus maleficarum'un yazılmasıyla iyice yükselen engizisyon meşalesini, aragon ve kastilya eyaletlerine getiren kişidir. sağ olsun kraliçe isabella da yardım etmiştir bunu yapmasında ancak kraliçe de tam bir dogmatik olarak yaşadığı için, tomas efendinin resmen uşağı gibi çalışmıştır. üstelik birçok kaynak, kesin olmamakla beraber tomas de torquemada'nın da bir yahudi olduğunu yazar. ancak bu ilkeli engizitör, 250.000 yahudiyi ülkeden sürdüğü gibi, (bkz: seferad) milyonlarca müslümanı da kapı dışarı etmiş, binlerce insanı damgalamış, binlercesini de işkenceye yollamıştır. ünü yüzlerce yıl sonra bile sönmemiştir. neyse ki papa ii. jean paul 500 sene sonra "özür dileriz" demişse de, torquemada gelmiş geçmiş en kan donduran memurlardan birisi olmuştur tarihte. üstelik de, bunu eksiksiz yerine getirmiştir.

ne uğruna? bir hiç uğruna.



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 5 Gün önce   #229
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

Engizisyon Mahkemelerinde Verilen Ölüm Cezaları İçin Düzenlenen Tören: Auto-Da-Fe
12. ve 13. yüzyılda gerçekleştirilen Auto-Da-Fe törenleri, dünyadaki en acımasız canlının insan olduğunun kanıtı niteliğinde.


12. ve 13. yüzyıllarda yapılan haçlı seferlerinde orta çağ hristiyan dünyası başarısız olunca kiliselere yönelik halkın tepkisi artış gösterdi. hatta bazı kişiler ortodoks ve katolik mezheplerinde farklı mezheplere ilgi duymaya başlayınca kilise bu durumu engellemek için engizisyon mahkemelerini kurmuştur. "sapkın" olarak adlandırdıkları kişileri yargılamadan önce suçlarını itiraf etmeleri için kan dondurucu işkencelere tabi tutuyorlardı. ağır işkenceler ardından mahkemeye çıkan kişiler suçlarını kabul ederlerse ceza verilme aşamasına geçilirdi. mahkeme suçun ağırlığına göre kırbaç, hapis, sürgün, boğarak öldürme ve yakarak öldürme cezaları vermekteydi. cezalar arasındaki oranı görebilmek için bir örnek vermek gerekirse; "1481 yılında ispanya'nın sevilla kentinde kurulan mahkeme yaklaşık olarak 4 bin kişiyi ölümle, 17 bin kişiyi ise diğer cezalarla yargılamıştır."

yakarak öldürme cezası uygulama aşamasında diğer cezalardan farklı olarak halkın da katıldığı büyük törenler düzenlenmekteydi. işte bu törenlere auto da fe adını vermekteydiler.

yılda birkaç kez düzenlenen törenler herkesin izleyebilmesi için özellikle pazar günleri yapılırdı.

meydana çıkarılan kurbanlara, san benito adını verdikleri topuklarına kadar inen sarı renkli üzerinde ateşi körükleyen ejderha ve iblis resimleri olan bir elbise giydirilirdi. bu elbiseyle, giyen kişinin iflah olmaz bir "sapkın" olduğu belirtilirdi. ayrıca kurbanların kafalarına coroza diye adlandırdıkları kağıttan başlık geçirilirdi. başlıkta da aynı şekilde iblis resimleri bulunurdu.


halkın arasından geçerken olumsuz kelimeler söylememeleri için ağızları bir tıkaçla kapatılırdı.

infazın yapılacağı tören alanı, mahkum sayısı kadar kazık çakılmış ve çevresine kuru çalılar yerleştirilmiş şekilde hazır edilirdi. mahkum yerden dört metre yükseklikte duracak şekilde yüzü halka dönük kazığa bağlanırdı. kazığın her iki tarafında hazır bulunan din adamları suçluya dine dönmesi için 15 dakika öğüt vermekteydi. eğer o aşamada suçlu dine dönmeyi kabul ederse daha az acı çeksin diye ilk boğulup öldürülür ve daha sonra yakılırdı. suçlu dine dönmeyi kabul etmediğini belirttiği aşamadan sonra halkın "yakın bunları" haykırışları içinde çalılara ateş verilirdi. ateşe verme aşamasını o dönemde yaşamış olan doktor geddes adlı kişi şöyle aktarıyor;

"çalılar tutuşturuldu ve ateş uzun sırıklarla suçluların yüzlerine yaklaştırıldı. bu vahşet mahkumların yüzleri yanana kadar yenilendi ve yüksek perdeden alkışlar bu duruma eşlik etti. 21 kadın ve erkek ölüme giderken gösterdikleri yiğitlik gerçekten şaşırtıcıydı."


engizisyon dönemi boyunca avrupa'da yüzlerce auto da fe töreni düzenlendi ve binlerce kişi sevinç çığlıkları içinde meydanlarda yakıldı. düşünce insan ırkına bahşedilmiş ama tarih boyunca birçok millet paketini hiç açmadan geri iade etmeyi tercih etmiştir.



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 4 Gün önce   #230
Ya zamanda bize bırakıyorsa?
Image and video hosting by TinyPic
 Farkedmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.Temmuz.2018
Üye No: 1
Yaş: 27
Mesajlar: 2,147
Konular: 815
Nereden: İstanbul Avrupa
Cinsiyet: Bay
İlişki: Yok
Beğeniler: 353
REP Puanı : 10
@Farkedmez
Standart

SOKRATES’İN ÖLÜMÜ

Sokrates. Eski Yunan filozofu.

Doğumu: M.Ö. 399, ölümü: M.Ö. 469

Çalışmalarından dolayı suçlanarak yargılandı. Ölüme mahkum edildi. Kaçırılma önerilerini kabul etmedi. Baldıran otu zehirini içerek öldü.

Sokrates’in ölümü, bir razı oluş, bir teslim oluş değil, tersine, bir meydan okuyuştur. O, ölümsüzlüğü seçti. Ölümü, onu suçlayanları, onu yargılayanları mahkum etmiştir.

Sokrates’in ölümü de, sözleri gibi, yaşamı gibi, 2500 yıldır yaşayan bir derstir.

Ünlü ‘Savunma’sında söylediklerinden bir seçme sunuyorum:

‘ Beni eskiden beri suçlarlar;üstelik bunları en çok etki altında kalabileceğiniz çağlarda, kiminiz daha çocuk ya da delikanlıyken kulaklarınıza doldurmuşlardır. Hem bu suçlamalar, karşılarında kendilerini yanıtlayacak kimse yokken, benim arkamdan oluyordu.’

‘…. Ne diyorlar beni lekeleyenler?Okuyalım suçlama edimlerini.

Sokrates suçludur.

Yeraltında, gökyüzünde olup bitenleri araştırıyor, açıkça, eğriyi doğru diye gösteriyor, başkalarına da kendisi gibi olmalarını öğretiyor.

Suçlamanın aşağı yukarı özü bu.’

Sokrates’in suçlanmasının asıl nedeni ‘soru sormasıdır’.

Çünkü, ’soru sormak’ gerçekten de tehlikelidir.

Soru sormak; bilinenlerin, kabul edilmiş olanların sorgulanmasıdır. Sorgulanan şeyin de hiç de bilinen gibi olmadığı ortaya çıkabilir. Sorgulanan şey, kabul edilmiş olanın doğru olmadığını ortaya koyabilir.

Bu nedenlerle de ‘soru sormak’ tehlikeli sayılmıştır

Soru sormak, daha sonra anlaşılacağı üzere, bilimin temeli olmuştur.

Bilmek, bilgiyi aramak, tarih boyunca ‘soru sormak’ ile başlamıştır.



Ota boka gülen bir insan olmak benim seçimimdi. Yoksa bu hayatta hiçbir şeyin komik olmadığını ben de biliyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Always
Farkedmez isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Şuan Konuyu Görüntüleyenler: 2 (0üye ve 2 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık





LinkBack
LinkBack URL LinkBack URL
About LinkBacks About LinkBacks
Bookmark & Share
Digg this Thread! Digg this Thread!
Add Thread to del.icio.us Add Thread to del.icio.us
Bookmark in Technorati Bookmark in Technorati
Tweet this thread Tweet this thread